zeynep's profileZeynooPhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    April 11

    anlamli 4 guzel siir

    Bir Gün Anlarsın
     
    Uykuların kaçar geceleri
    Bir türlü sabah olmayı bilmez
    Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya
    Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında
    Ne çarşaf halden anlar, ne yastık
    Girmez pencerelerden beklediğin aydınlık
    Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın
    Onun unutamadığın hayali
    Sigaradan derin bir nefes çekmişcesine dolar içine
    Sevmek ne imiş bir gün anlarsın
    Bir gün anlarsın aslında her şeyin boş olduğunu
    Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin
    Gün gelir de sesini bir kerecik duymak için
    Vurursun başını soğuk taş duvarlara
    Büyür gitgide incinmişliğin, kırılmışlığın
    Duyarsın
    Ta derinden acısını çaresiz kalmışlığın
    Sevmek ne imiş bir gün anlarsın
    Bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin
    Niçin yaratıldığını
    Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini
    Uzun uzun seyredersin de aynalarda güzelliğini
    Boşuna geçip giden yıllarına yanarsın
    Dolar gözlerin için burkulur
    Sevmek ne imiş bir gün anlarsın
    Bir gün anlarsın tadını sevilen dudakların
    Sevilen gözlerin erişilmezliğini
    O hiç beklenmeyen saat geldi mi
    Düşer saçların önüne ama bembeyaz
    Uzanır gökyüzüne ellerin
    Ama çaresiz
    Ama yorgun
    Ama bitkin
    Bir zaman geçmiş günlerin uykusuna dalarsın
    Sonra dizilir birbiri ardınca gerçekler acı
    Sevmek ne imiş bir gün anlarsın
    Bir gün anlarsın hayal kurmayı
    Beklemeyi
    Ümit etmeyi
    Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir
    Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi
    Lanet edersin yaşadığına
    Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın
    O zaman bir çiçek büyür kabrimde kendiliğinden
    Seni sevdiğimi işte o gün anlarsın
     
    Ümit Yaşar Oğuzcan
     
     

    Tek Kişiliktir
     
    tek kişilik kalabalıktır aşk.
    aşk tek kişiliktir; ikinci bir kişiye bilet yoktur.
    kendinin yayasıdır aşkta ikinci kişi,
    kendinin mayası; herkes sevgisini sever...
    aşk nedir incil'e göre? nedir tevrat'a, zebur'a, kurân'a göre?
    bu kitaplardaki aşklar küfürler neyin rengine göre?
    insandır, insan aslolan, insana göre
    bir bedeni o kıyısızlığa bırakma saati geldiğinde gitmek bir yalnızlıktır.
    bütün gitmeler bir yalnızlıktır kalmaya göre...
    sevginin ve cesaretin cesetleriyle günler ağır ve kirli tortusunu bırakırken ömrümüze; günler, düşlerimize, özlemlerimize...uzaklığın şakağında kaç namlu kimbilir yakın olmasın diye?
    sonra biz buradan uçurumlara teslim olan gençliğimizle!
    en rezili belki parayla insan arasındaki yalnızlıktır; hiçbir inanç, hiçbir ideoloji, hiçbir aşk, hiçbir kitap bu yalnızlığın kurallarını bozamıyor
    bu da bir yalnızlıktır...
    'yalnızlık bir yağmura benzer'
    yağmurdan önce biz, bütün çılgınlıkları bir bir bölüştük, bir bir türküleri, telaşlı koşuşları, bir bir silahları, tabuları, ayrılıkları; çoğaltıp yalnızlığımızı feodal tekkelerde ellerimizin üstünde bir el bile yokken bölüştük vuruşları.
    sonra bir geceydi ve yalnızdık; çoğalttık susuşları...
    yağmura yakalandığımız geceye çarptık; geceye olmadı.
    ama biz paramparçaydık!
    ve hayat gaspetti o mağrur duruşları...
    hâlâ dağların üstünde, zambakların içinde işte şu hayat; destan ve yalnız hayat!
    yalnızlığa halay halay ellerim;
    kırılası kırılası ellerim!
    benim ellerim, yuh ellerim, şair ellerim...
    kalemimi silahıyla koruyan, kalemi de silahı da yalnız ellerim;
    'yalnızlık bir yağmura benzer'
    yağmurda sırılsıklam ellerim...
    daha birileri biryerlerde yaralardan söz ediyor; sonra binlerce ses o bir sesin üstüne, belki de yüzbinlerce...
    ama kime anlatılır ki yara, orada yara olarak yalnız.
    yarayı anlatan, anlatırken; yara ise orada yara olarak yalnız!
    destan ve yalnızdır hayat kırılası ellerim!
    herkes kendine göre bir yalnızlıktır!
    İyi ki doğmadınız hiç doğmayanlar ya da doğması olasılık kalanlar, doğarken biz de spermdeki olasılık kadardık; o olasılıkla doğmak veya doğmamak üzere yalnızdık.
    şimdi de yaşamak ve ölmek hâlâ bir olasılıktır.
    hep mengenede, kaderde en çok da yaşamak bir olasılıktır.
    sevişmek ey, yaşamak bir olasılıktır!
    yalnızlığı sevişirken eksiltiyor, eskitiyor ve eskiyoruz...
    seviştiğim gece emzirdiğim gecedir,
    özümü katarım ona;
    geceyi kanatırım gece beni kanatır.
    gece insanlığımız
    insanlığımız ise yalnızlıktır...
    giderek insanlaşıyor, uygarlaşıyor ve insansızlaşıyoruz...
    'görgü tanıklarının ifadelerine göre'
    günlerin dağınık yüzü ter ve keder içinde;
    zanlıları her sabah o resmi geçitlerde...
    işte hayatlarımız intiharların ve cesaretlerin sustuğu yerde;
    hayatlarımız diğer hayatların da cesetleriyle...
    hayatlarımızda kimselerin bilmediği yalnızlıklar;
    ama kimseler bilse de bilmese de yalnızlık var ey bütün yalnızlıklar!
     
    Yılmaz Odabaşı
     

    Seni İçimden Terk Ediyorum
     
    binmediğim hiçbir otobüs
    beklemediğim hiçbir durak kalmadı bu şehirde
    gittikçe azalıyor hayat
    neyi erken yaşadıysam
    hep ona geç kalıyorum
    sana göçüyorum her sonbahar
    yolların çıkmıyor aşkıma
    unuttuğun yağmurların adı saklımda
    seni içimden terk ediyorum
    susmaktan yoruldum
    kuşlar ve şarkılar bu şehri terk edeli beri
    efkar demliyorum gözlerimde
    yaşlarımı yanağıma varmadan öldürüyorum
    tam sancağımdan yaralıyorum kendimi
    alnını yüreğime dayadığın güne bakıp
    seni içimden terk ediyorum
    ne unutacak kadar nefret ettin
    ne hatırlayacak kadar sevdin
    yıkık bir duvar kadar bile pişman değilsin
    biliyorum
    beni hep bulmamak için aradın
    yanılgımdın
    yandığımdın
    yangındın
    sensizliğe yenilmek
    sana yenilmekten zor olsa da
    ardımda bir sürü belkiler bırakarak
    seni içimden terk ediyorum
    şimdi
    içimizde öldürülecek bir anı bile bulamayan
    iki yarım kaldık
    tamamlayamadık bizi
    elimden tutmadın yalnızlığımın
    saçlarımı da uzaklarına gömdün
    içimin mavisi senin okyanusundandı
    al geri veriyorum
    kilitleri hep yanlış kapılara vurdun
    devrilmiş vagonlara dönerken gözlerim
    sana bensizliği terk ediyorum
    yarime uzanmayan bütün dallarım kırılsın demiştin
    aşk içinde doğmuşsa nereye kaçabilirdi
    ne tuhaf değil mi
    içimi acıtanda sendin
    acımı dindirecek olanda
    ya öldür beni dedim
    ya da git benden
    içi bulanık bir sevdanın ucunda seni kaybettim
    aldırmadın aldırmalarıma
    bir gecede yakıp yarini
    şafaklara sattın ihanetini
    külüme basanlar bile utandı yaptığından
    işte soluk bir ömrün
    son nefesi
    benden
    içimden
    terk ediyorum
     
    Kahraman Tazeoğlu
     
     
     

    Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var
     
    Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
    Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
    Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
    Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği
    İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
    Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
    Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
    Kopmaz kökler salmaktır oraya
    Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
    Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
    Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
    Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin
    İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
    Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
    İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
    Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına
    Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
    Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
    Değişmemelisin hiçbir seyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
    Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın
    Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
    Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
    Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
    Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı
    Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
    Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına
    Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
    Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana.
     
    Ataol Behramoğlu

    Comments

    Please wait...
    Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
    You didn't enter anything. Please try again.
    Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
    To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
    Your parent has turned off comments.
    Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
    You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
    Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
    Complete the security check below to finish leaving your comment.
    The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.

    To add a comment, sign in with your Windows Live ID (if you use Hotmail, Messenger, or Xbox LIVE, you have a Windows Live ID). Sign in


    Don't have a Windows Live ID? Sign up

    Trackbacks

    The trackback URL for this entry is:
    http://93665235.spaces.live.com/blog/cns!37FC6390EB0E6894!1076.trak
    Weblogs that reference this entry
    • None